“STOCKHOLM SENDROMU” - Yarımada Gazetesi

“STOCKHOLM SENDROMU”

Erdil Ünsal 04/10/2016 - 18:14:14

“STOCKHOLM SENDROMU”

Stockholm Sendromu; Bir insanın kendisini zora sokan, üzen koşulları kabullenmesi, benimsemesi hatta savunması, sıkıntıya sokan koşulları oluşturan nedenleri görmemesi, ezilmesine rağmen ezenin yanında yer alması olarak da anılmaktadır. Bu bağlanma ve hoş görme “celladına aşık olan köle hastalığı” olarak da anılmaktadır. İlk defa Psikiyatr Bejerot tarafından tanımlanmıştır. Geçenlerde HaberTurk tv’de bayan avukat Hatemi ile sunucu Balçiçek Pamir adliye önünde ve sokak ortasında karısını evire çevire döven yerlerde sürüyen erkeğin elinden kadını ayırdıklarını anlattılar. Kimsenin karışmadığı dayak sahnesinden sonra dayak yiyen kadınların teşekkür etmesini bırakın birbirine benzer sözü “kocam değil mi sever de döver de” olur.

Stockholm Sendromu, ilk kez 1973 yılında yaşanan bir olaydan ismini almaktadır. İsveç’in başkenti Stockholm’de banka soyguncusu 4 banka görevlisini 6 gün boyunca rehin tutar. Bu arada banka görevlisi bir kadın duygusal olarak suçluya bağlanır aralarında iyi ilişkiler oluşur. Günün gazeteleri bu olay üzerine ‘ soyguncu bankadan para çalamadı, ama bir bayanın kalbini çaldı’ diye manşet atar. Soyguncu cezasını çekip serbest kaldıktan sonra banka görevlisi bayan nişanlısını terk ederek, banka soygunu sırasında ilgi duyduğu soyguncunun hapisten çıkmasını bekler ve onunla evlenir.

Bu olaydan sonra 1974 yılında Patty Heartst adında ABD li bir kadın terörist bir grup tarafından kaçırılır. Milyoner olan kadın, 2 ay sonra kendisini kaçıran teröristlerle birlikte bir banka soygununda yakalanır.

Bir başka olay; 2001 yılında Afganistan’da bir İngiliz bayan gazeteci Taliban örgütü tarafından kaçırılır. Gazeteci Yvonne Ridley, 11 gün boyunca örgüt elemanlarına direnç gösterir, karşı durur, tepki olarak yemek yemez. Taliban ile İslam dinini incelemesi karşılığında anlaşarak serbest kalan bayan gazeteci 2003 yılında Müslüman olur.

Jodie Foster’ın bir filmini izledim. Jodie Foster kendine saldırarak sevgilisini öldüren ve kendini de ağır yaralayan sokak eşkıyalarını öldürme amacındadır. Bu arada hedeflediği saldırganlar dışında gördüğü ve karşılaştığı tecavüz olaylarında başka sokak eşkıyalarını da öldürür. Olayı sorgulayan polis katil kadına aşık olur. Kendin yaralayan sokak eşkiyalarını bulup öldürdüğü olay mahalline gelir. Kadını kurtarmak için kadından olayları işlediği tabanca ile  kendini kolundan vurmasını ister. Kadın sol kolundan polisi vurur. Polis tabancayı alır 3 eşkiyadan birinin eline sıkıştırır. Olaya sokak eşkiyaları arası birbirini öldürme süsü verir katil kadın serbest kalır. Aşık olan polis katil kadının yerine kendisini koyar ve olaylara onun gözünden bakmaya başlar, Jodie Foster’ın davranışları konusunda ona hak verir. Aşkı uğruna katil kadınla özdeşleşme gösterir.

Ünlü şarkıcı Rihanna, 2009 yılı Grammy ödül töreni öncesi o zamanlar nişanlı olduğu Chris Brown'dan dayak yer ve yüzü darmadağın olur. Şarkıcı kocasından şikayetçi olmasa da, mahkeme Brown'ı 6 ay hapse mahkum eder. 2012 yılında hapis çıkışı tekrar bir araya gelen çift, nihayet 2013 yılında yollarını tamamen ayırır.

1985 yılında Oscar'lı ünlü aktör Sean Penn'le evlenen Madonna, o zamanlar ciddi bir alkol problemi olan Penn tarafından bir sandalyeye bağlanarak saatlerce dayak yediği ve kafasına beyzbol sopasıyla ciddi bir darbe aldığı için hastaneye kaldırılır. Madonna, medya bombardımanından korktuğu gerekçesiyle tutuklanan kocasıyla ilgili şikâyetinden vazgeçer.

Ünlü manken Deniz Akkaya, yediği dayaklar yüzünden kulağında işitme kaybı yaşar ve eski sevgilisinden davacı olur. Şiddet gördüğünü her ortamda cesurca dile getiren Akkaya, bir röportajında, kendisine vuran sevgilisine, defalarca “Lütfen suratıma vurma, ben yüzümle kazanıyorum" diye yalvardığını söyler. Muazzez Abacı, P.Savaş, Asena B.S(Bergen) gibi ünlüler şiddet uygulayan sevgilierine tolerans tanıyanlar arasındadır.

İyi eğitim alanı almayanı olsun kadınlara şiddet uygulamaktan çekinmeyen erkeklerin egosunun çok kabarık olduğunu belirten Prof. Tarhan, 'Bu kişiler aynı zamanda narsisttir. Narsistlerin de eleştiriye tahammülü yoktur. Hemen öfkeye kapılıp karşılarındakine şiddet uygularlar. İyi üniversiteleri okuyup çok para kazanan kişi olmakla, kişiliğini eğitip, olumlu ve olumsuz yönlerinin farkında olan insan olmak farklıdır. Türk Filmciliği bir çok filminde kadına şiddeti önlemeden ziyade teşvik edici filmleri gündeme getirme hatası yapmıştır.

-Şiddete uğrayan kadın saldırganı harekete geçirecek veya öfkelendirecek herhangi bir şey yapmaktan korkar. Bu korku ile onun takdirini elde etmeye çalışır ve onun tarafındaymış gibi davranır.

-Savaş halinde esirlerin düşman tarafına patolojik olarak bağlandığına şahit olunmuştur. Bu durumda mağdur tarafta kişilik değişimi yaşanır.

-Bir başkası tarafından pazarlanan hayat kadınlarında,

-İstismarcının ihtiyaçlarına aşırı duyarlılık,

-Yoğun dini eğilimler veya siyasi baskı uygulanan tarikat şeyhinin beyin yıkama ve lideri takip etme durumlarında,

-İstismarcının şiddetini azaltması için onu memnun etme gayreti,

Stockholm mağdurlarında  dışa vurum itiraz medyaya açıklama genellikle sosyetik ve entellüktüel kategorilerde mümkün. Anadolu kadının da ise  dayak yemek fıtratının bir parçası ve/veya gelenek göreneğin bir parçası olarak kalıyor.

Hayatta bir yerlere gelememiş, “hadi benim arslan erkek oğlum. Babasının bir tanesi”  babasının annesinin sonsuz şımartılmasıyla büyümüş, ayakkabılarının bağı bile ablaları tarafından bağlanan bu erkeklerin acziyetlerinin temelinde yatan sebepler; kötü geçmiş bir çocukluk, kötü örnek olan ebeveyn, içki, kumar, kötü arkadaş çevresi vs vs yatmaktadır.