İktidar çevreleri KKTC'deki seçimlere her türlü nezaket kurallarına aykırı, ağır müdahalelerde bulundu.
İstisnasız bütün mafya elemanlarıyla fotoğraf çektiren eski bir AKP'li bakandan tutun dönek bir türkücüye, adını anımsayamadığım eski bir topçuya kadar insanlar Türkiye'den sürüler halinde Kıbrıs'a gelip, seçimlere müdahale ettiler.
Cüppesiyle bilinen bir üfürükçü, AKP'nin adayı olan zatın seçilmesi için Allah'la iletişim kurduğunu açıkladı. Bilindiği gibi daha önce de dolandırıcı Jet Fazıl, kurduğu şirkette Allah'ın ortak olduğunu açıklamıştı.
Bu "sağlam" desteklere rağmen, Kıbrıs halkı ezici bir çoğunlukla AKP'nin istemediği adayı seçti.
Türk halkı bunu eski Kıbrıs Türklerinin tercihi olarak algılamasın. Çünkü artık eski Kıbrıslı Türkler, Türkiye'den taşınan kitleler karşısında sayıca azınlık durumundalar.
Çoğunluğunu Türkiye'den gönderilen kitlelerin oluşturduğu seçmenler, AKP'nin adayını sandığın dibine gömdüler.
*
Seçimi kaybeden Ersin Tatar, Türkler için ayrı bir devlet isteyerek Türk tarafının dizine kurşun sıkıyordu.
Çünkü.…
Rauf Denktaş ile Rum tarafı, 1968 yılından beri barış görüşmeleri yapıyordu.
Birleşmiş Milletler gözetiminde sürdürülen bu görüşmeler sonucu, tarafların yaklaşımları esas alınarak genel bir çerçeve çizildi.
Buna "BM Parametreleri" denildi.
Örneğin Rauf Denktaş, şu anda Türklerin elinde tuttuğu yüzde 36'lık toprağın bir kısmını Rumlara iade etmeyi kabul etmişti.
Bu oran, yüzde 29 (+) rakamıyla telâffuz ediliyordu.
*
Tatar'ın Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan PARAMETRELERİ bir yana itip "Ben anlaşmaktan vaz geçiyorum, ayrı devlet isterim" demesi, Rumlara inanılmaz bir fırsat sağlıyordu.
Rumlar dünyaya dönüp, "Görüyorsunuz, Türklerin amacı anlaşma yapmak değil, adayı bölmek" diyordu.
Böylece kardeş Türkî devletler nezdinde bile haksız duruma düştük. Türki Cumhuriyetleri ülkelerinin KKTC yerine Güney Kıbrıs’ta elçilik açmaları Cumhut İttifakı’nın içte ve dışta ne kadar başarısız olduğunun göstergesi kabul edildiği görüldü.
Oysa Türk tarafının yapması gereken, bizim de görüşümüz alınarak yapılan BM parametrelerine yapıcı katkı sağlayarak samimi olduğumuzu kanıtlamak idi.
Bu duruş , Rum tarafını yenilgiye uğratacak en temel yöntem idi.
Nedeni şurada yatıyor:
Bir kere Rumlar Türkleri kendi iktidarlarına ortak yapmak istemez.
Hatırlayın, Makarios Yunanistan'la birleşme siyaseti olan ENOSİS'e karşı çıkmış, bu yüzden darbe yemişti.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı olmak varken, Yunanistan'la birleşip Kıbrıs valisi olmayı kesinlikle reddediyordu.
Yunanistan'ı bile iktidarına ortak yapmak istemeyen Kıbrıs Rumları, Türkleri niye ortak etsin ki ?
Düşünün; örneğin Suriye'de Rumların izlemek istediği politikayla, Erdoğan'ın izlemek istediği politika aynı olabilir mi ?
*
İşte bugün seçilen Tufan Erhürman, bu genel gerçeğe uygun oynamayı tercih ediyor.
Barışı Rumların değil, Türklerin istediğini kanıtlamak istiyor.
Bu politikanın sonucunda uzlaşmaz tarafın Rumlar olduğunu kanıtlanacak ve Türk tarafı ambargolar dahil, bir çok konuda elini rahatlatma fırsatı yakalayacak.
*
Bu arada MHP lideri haddini aşmış ve KKTC'deki seçimlerin iptalini,KKTC parlementosunun acele toplanarak Anavatana iltihakını KKTC ni Türkiye’nin 82. Vilayeti olmasını istemiş.
Buna seçimlere katılımın az olmasını bahane göstermiş. Halbuki, 2020 Ersin Tatar’ın seçildiğinde Türkiye’nin haddini aşarak seçimlere müdahalesine karşın seçime katılma oranı 2025 seçimine göre daha düşük orandaydı.
Oysa bu katılım oranı bir ada ülkesi olan KKTC için son derece normaldir.
Bir çok insan gerek iş, gerek tahsil, hastalık… vs nedenlerle Ada dışında kalır.
O yüzden de seçimlerde katılım oranı doğal olarak Türkiye'ye göre düşük olur.
Bence Bahçeli kendi ülkesine baksın.
İstanbul seçimlerini iptal ettirsin, diğer belediyelere kayyum atasın, CHP'yi kapattırsın.
Sağ siyaset 30 yılı aşkın süredir ABD’nin gösterdiği istikametle Ortadoğu üzerinden T. Özal teorisi olan bir koyup üç alma stratejisi yürütüyor. Bu stratejiyle iktidar kendini her fırsatta yeniden tahkim etse de halka maliyeti ağır oldu. Ülke bu macerayı bir daha kaldıramaz.
Azerbaycan. Aralarında ırk, din, dil ve ortak kültür birliği bulunan devletlerdir. Bu ortak değerler Azerbaycan-Kuzey Kıbrıs-Türkiye arasındaki ilişkilerde "bir millet, üç devlet" anlayışının gelişmesine ve bu anlayışın söz konusu ilişkilere yön vermesine yol açmış olsa da Azerbaycan KKTC'yi resmen tanımamaktadır. Nitekim
3 Türki Cumhuriyetleri ile birlikte KKTC de değil Güney Kıbrıs’ta elçilik açmışlardır. "Bir millet, üç devlet" söylemi Güney Kıbrıs için söylendiği ortaya çıkmıştır.
ALINTI