KÖY ENSTİTÜLERİ ATÖLYELERİNDEN GÜNÜMÜZÜN “TASARIM BECERİ ATÖLYELERİNE” BİR BAKIŞ

Prof. Dr. Kemal Kocabaş 01/02/2019 - 07:37:53

“Uygulanmayan bilgi boş ve gereksiz bilgidir. Bir şeyi yapabiliyorsak, aynı zamanda biliyoruz demektir" İsmail Hakkı TONGUÇ
 
Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Seçuk, bir adım ileri, iki adım geri bakanlık görevini yürütüyor. Bakıyorsunuz Köy Enstitüleri övgüsü yapıyor, bir bakıyorsunuz 1950 sonrası DP döneminde ülkenin tam anlamıyla ABD yörüngesini girdiğini, ülkenin kendine özgü eğitim, öğretmen yetiştirme, demiryolları, uçak projelerinin yok edildiğini ifade ediyor. Bir bakıyorsunuz tarikat ve cemaatlerle ortak projelere imza atıyor, akıl ve bilim dışı kitaplar okullarda dağıtılıyor. Okullarda laboratuvarlar, kütüphaneler kapatılıyor, mescide dönüştürülüyor. Bakan son olarak da “Tasarım Beceri Atölyeleri” (!) ile ilgili yeni bir projeyi topluma sundu. Bu proje yeni mi? Eğitim tarihimizde daha önceki yıllarda buna benzer çalışmalar, kazanımlar var mı? Tabii ki var… Bakan bu projeyle eğitimin niteliğini ve işlevselliğini arttırma adına önemli bir iş yapmaya çalışıyor. Önce bunu not edelim… Bu projeyi hayata geçirirken uygulamalı eğitimin özgün kurumları Köy Enstitülerindeki kazanımları biliyor mu, bunlardan yararlanmayı planlıyor mu, bilmiyorum…
 
İsmail Hakkı Tonguç “Eğitim için çocukları yaşamdan söküp duvarlar arasında yetiştirme yerine, gerçek yaşamın içinde, yetişkinlik yetki ve sorumluluklarıyla, gerçek yaşamın işlerini öğretim aracı olarak kullanarak, iş aracılığı ile iş için, meslek için yetiştirmek gerekir” diyordu. Bu anlamda Köy Enstitüleri bize özgü iş okullarıydı. İş içinde, iş aracılığıyla; yaparak, yaşayarak öğrenmeyi sağlıyordu. Çok boyutlu doğasıyla da doğuştan gelen yetenekleri öne çıkaran, insanlaştıran, dönüştüren, el-beyin ilişkisini kuran ve üretim yapan eğitim kurumlarıydı. 
 
Bilindiği gibi Köy Enstitüleri, 1940’lı yıllarda ülke gerçekleri ve yetiştirilmesini hedeflediği “Canlandırılacak Köy”’ün çocuklarına hangi becerileri kazandırmalıyız sorularının yanıtlarını uygulayarak hayata geçiren eğitim kurumlarıydı. Salt öğretmen, sağlıkçı yetiştirmeyi değil, halk eğitimini, toplum kalkınmasını hedefleyen kurumlardı. Köy Enstitüleri, “Üretirken Eğiten Eğitim Kurumları” olarak eğitim tarihinde onurla yer aldı. Öğretim Süresi 5 yıldı ve öğrencileri yılda sırayla 45 gün izin kullanan, sürekli açık olan eğitim kurumlarıydı. Enstitü programlarında haftada 44 saatlik çalışmanın 22 saati sınıf ortamında veya doğada yapılan kültür dersi, 11 saati enstitünün tarlalarında, tarım alanlarında yapılan uygulamalı, üretim amaçlı tarım dersi ve 11 saati de atölyelerde gerçekleştirilen yine uygulamalı teknik sanatlardan oluşuyordu. Tüm bu uy üç grupta öğrenilen bilgiler arasında bir bütünsellik vardı. Kültür derslerinde öğrenilen konuları tarım ve teknik sanat derslerinde uygulamaya geçiyor ve öğrenme kavramı hayatın gerçek problemleri üzerinden gerçekleşiyordu. Köy Enstitülerinin kuramcısı, uygulayıcısı Tonguç’un “Bilmek Yapabilmektir” öngörüsü hayata geçiyordu. 
 
Köy Enstitüleri Eğitim dizgesinde sanat derslerindeki kollar nelerdi, bir bakalım. Erkekler için sanat kolları “Yapıcılık, Demircilik ve Marangozluk”, kızlar içinse “Biçki-Dikiş, Örgücülük-Dokumacılık ve Ziraat Sanatları” idi. Yani öğrenciler pedagoji eğitimi alırken aynı zamanda bir dalda sanat sahibi oluyorlardı. 1950-1960 arasında DP iktidarı döneminde çoğu Köy Enstitülü öğretmen iktidarın ürettiği enstitü karşıtlığı politikaları nedeniyle olağanüstü zorluklar yaşamışlardı, mesleklerinden olmuşlardı. Ama onların enstitüden kazandıkları beceriler ve meslekleri vardı. 2011 yılında yayımladığım “Kızılçullu Köy Enstitülü Yıllar” kitabımda söyleşi yaptığım, enstitülü büyüklerimin dönütlerine bakalım. Kızılçullu Köy Enstitüsü 1944 çıkışlı öğretmen Saniye Ayhan “Köylerde hem öğrencilere, hem de anne-babalara okuma yazma öğrettim. Kızlara dikiş, nakış, ev işleri, erkeklere ziraat eğitimi verdik. Köylünün gelinlik kızlarının elbiselerini diker, muhtarlıkta nikahlarını kıyardım.”, 1943 Kızılçullu Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmen-ilköğretim müfettişi Kemal Güngör “Ben iki kez bakanlık emrine alındım. Hiç korkmadım. Tarımdan anlıyordum. Yani elimde bir sanatım vardı. İnşaatçılığı da biliyordum. Binalar yapmıştım. Bu nedenle kendime güveniyordum. Yani enstitü bize özgüven kazandırmıştı. Bence enstitü eğitiminin en önemli noktası da budur.”, Kızılçullu Köy Enstitüsü 1944 çıkışlı öğretmen İlyas Kalay “Enstitü bize haksızlıklara, eşitsizliklere karşı mücadele bilinci kazandırdı. Yaşamım boyunca haksızlıklara hep karşı oldum. Hep örgütlü mücadeleden ve iyiden, güzelden yana taraf oldum.”, Kızılçullu Köy Enstitüsü 1944 çıkışlı öğretmen-müfettiş Nevzat Aksoy “ Enstitüde marangozluk becerilerini edindim. Öğretmenlik yaptığım Kemaliye köyünde okulun sıralarını, masalarını yaptım. Yaşamım boyunca hep üretici oldum” ,1945 çıkışlı öğretmen-müfettiş Yusuf Balaban, “Biz enstitüler insanlarımızın gözlerini açmak için çabaladık. El ele verildiğinde köy çocuğunun neler yapabileceğini kanıtladık. İş, müzik, folklor alanlarında çalıştığım köylere hareket getirdim. Tiyatro, spor çalışmalarıyla onların gönüllerini açtım, bedenlerini işlettim”. Dönütler enstitü eğitimin işlevselliğini ve ülke gerçekliğiyle örtüşmesini işaret ediyor. 
 
1945 yılında babam Kızılçullu Köy Enstitüsünden mezun olduğunda enstitüdeki sanat kolu olan demircilik mesleğine ait tüm malzemeler, bir at ve bir inek ile köye gelir. Diğer tüm enstitü mezunları gibi. Köyde bir atölye açar ve köylülere demircilikle öğrendiklerini aktarır. 1947 yılında da ülkedeki hava dönmüştür, tüm araçlar ve hayvanlar enstitülü öğretmenlerden geri alınır. Fakir Baykurt enstitülerde verilen sanat eğitimini “Cumhuriyetten önce Anadolu’da Ermeniler, Rumlar vardı. Köylüye yarayışlı sanatları bunlar yapıyor. Türkler ise sanatla, teknikle uğraşmıyorlar daha çok çobanlık ve çiftçilik yapıyorlar. Cumhuriyetten sonra köylülerin bu el işlemezliğini, sanat bilmezliğini hemen gidermek gerekiyor. Enstitüler bu görevi de üstleniyor” şeklinde yorumluyordu. 
 
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un 30 Ocak 2018 günü basına yansıyan açıklamasında şubat ayında 30 pilot okulda tasarım beceri atölyeleri çalışmalarını başlayacağını, atölyelerin inşaatların tamamlandığını, öğretim programı içeriklerinin hazırlandığını ifade etti. Bakan, açıklamalarında bu atölyelerin çocukların düşünmeye, tasarlamaya ve üretmeye zaman ayırabileceği yerler olarak planladığını belirtti. Bakan, gerekçe olarak orta okullarda bile üniversitedeki bazı meslek alanlarının izdüşümünü yaratma, mühendislik atölyesini ilkokulda görmek olarak ifade ederek “Eğer bunu görürsek çocuklarda meslek bilincinin oluşması, küçük yaştan itibaren ellerini daha fazla kullanmaları mümkün olabilecektir” şeklinde açıklıyor. Bakan Selçuk, 2023 vizyon belgesinde yer alan bu atölyelerin çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış ve bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, nitelikli, ahlaklı bireyler yetiştirmek amacıyla oluşturulduğunu da ifade etti. 
 
Bu sürecin nasıl gelişeceğini izleyerek göreceğiz. Yıllardır mühendislik fakültelerinde fizik derslerine girerim. Öğrencilerin lise süreçlerinden hiçbir beceri kazanmadan üniversiteye geldiklerini yakinen bilirim. 
 
O nedenle bakanlığın bu projesi inandırıcılık sorunu olsa da önemli. Ama bu projeyi hayata geçirmek için ön yargılarını aşarak bakanlık Köy Enstitülerindeki uygulamalı eğitimin kazanımlarını iyi irdeleyerek günümüze uyarlanmasını gerçekleştirmenin yollarını aramalıdırlar. Bir başka önerim, öğrencilere bu atölyelerde hangi becerilerin kazandırılması gerektiği iyi saptanmalıdır. Bu atölyelerde aynı zamanda resim, müzik ve diğer sanat dallarında da çocuğun duyuşsal gelişimi adına çalışmalar da üretilebilmelidir. 
 
Evrensel laik, demokratik, bilimsel eğitimi temel almadan bu çalışmalar nasıl yapılacak, merakla izleyeceğiz. Ne dersiniz?