"Ve kavga bittiğizaman/Ne çiftliksahibi oldu ne apartman/Kavgadan önce Kartal'da
bahçıvandı/Kavgadan sonra Kartal'da bahçıvan" Nazım HİKMET
Yazıyı Uğur Mumcu'nun gazete yazılarında sık yer verdiği bir Nazım şiiriyle başlayalım. Uğur Mumcu, 22 Ağustos1942 tarihinde Kırşehir'de tapu kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey ile NadireHanım'ın dört çocuğunun üçüncüsü olarak dünyaya gelen ve 24 Ocak 1993 tarihinde arabasınakonulan bir patlayıcı ile 51 yaşındaaramızdan ayrılan gazeteci, yazar, yurtsever bir aydın. Uğur Mumcu, yazdıklarıyla, duruşuyla ülkenin geleceğine dair öngörüleriyle ortak vicdanımızda, adalet arayan yüreklerde, beyinlerde onurlayaşamaya devam ediyor.
24 Ocak 1993 tarihinde bir arkadaşım ilebirlikte Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Fizik Bölümünde yapacağımız deneysel çalışma için otobüs ile Samsun yolundaydık. Radyo haberlerinde Uğur Mumcu'nunAnkara'da evinin bulunduğu KarlıSokak'taki patlama haberini ve kaybınıöğrendiğimizde ülkenin iyiden, güzelden, adaletten yana vicdanı olan bir aydınını kaybetmenin derin acılarındaydık. Samsun'da kaldığımız üç günü hepradyodan, gazetelerden Mumcu haberlerini, yorumları izleyerekgeçirmiştik. Bir üst akıl, derin yapılarıyla ülkenin en önemliaydınını aramızdan hain bir bomba ile almıştı.1990'lı yıllarsiyasi suikastların çok yoğun yaşandığı, katillerin bulunamadığı ve ülkenin bu anlamda aklanamadığı bir dönemolmuştur. Uğur Mumcu, AhmetTaner Kışlalı, Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, Abdi İpekçi, Ümit Kaftancıoğlu, Prof. Dr. Ümit Doğanay,Doç. Dr. BahriyeÜçok ve pek çok aydınımızhep faili meçhul kaldılar. Katiller birtürlü yakalanamadı. İktidardaolup da söz verenler, sözlerini yerine getiremediler. Derin devletin tuğlasını çekemediler. Çok açık ki bu cinayetler aydınlanmadan ülkenin vicdanı aklanmayacak ve gerçek anlamdabir demokratik hukuk devletiolamayacağız demiştik ve günümüzde de olamıyoruz.
Uğur Mumcu'yu gazetelerdeki köşe yazılarından, kitaplarından ve TV ekranlarındaki açık oturumlardan tanıyorduk. Kasım 1982'deSelçuk Üniversitesindeki 30 asistanarkadaşımızla birlikte görevimize son verilmişti. İşsiz kalmıştık ve başvurabileceğimiz her yere giderek itiraz ediyorduk. 12 Eylül faşizminin yoğun yaşandığı bir dönemde Cumhuriyet gazetesi AnkaraBürosu Uğur Mumcu, Faruk Bildirici, Erbil Tuşalp o dönemlerde bizlere kapılarını açmışlardı. Uğur Mumcu ile bu süreçte iki kez görüşmüştük. Selçuk Üniversitesindeki militan 12 Eylül rektörünün yaptığıhukuk dışı tasfiyelerini anlatmıştık ve bizim için Cumhuriyet'teki köşesinde iki kez yazı yazmıştı.
Uğur Mumcu neler yazdı? Mumcu'yu yazdıklarıyla anlamaya çalışalım. 1973 yılında Tuzla Piyade Okulunda 10 Ocak'a kadar süren üç aylık eğitimdensonra, okul yönetimi tarafından "kötü hal ve düşünce sahibi" diye suçlanarak "er" çıkarılarak Patnos'a yollanır. UğurMumcu, Patnos yolculuğunu: "Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetimkurullarında, on binlercelira para alan orgeneral olmaya değişmem!" ifadeleriyle yazar. Daha sonra yedek subaylık hakkı ve aylıkları için sadece maddi tazminat isteğiyle açtığı davayı kazanarak yedek subaylık hakkını elde eder. Bu süreci "Sakıncalı Piyade" adıyla kitaplaştırır ve daha sonra Rutkay Aziz ile birlikte tiyatroyauyarlar.
UĞUR MUMCU’NUN YAZILARINDAN
Uğur Mumcu 12 Eylül öncesi yaşanılanları, kaosu, terör ortamını, etnik ve mezhepselayrıştırmayı 15 Ocak 1979 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde büyük bir öngörüyledeğerlendirerek: "Türkiye'deki kavga Kürt ileTürk'ün, inananla, inanmayanın, Sünni ile Alevi'ninkavgası değil, egemen sınıflarla emekçilerin kavgasıdır. Ve bu çelişkilerle yaşadığımız olaylar, faşist diktatörlük için kolları sıvayanların kanlı saldırılarıyla biçimlenmektedir. Temel hak ve özgürlükleri korumak, anayasal düzene yönelen şiddet eylemlerinin kökünü kazımak, doğrudan faşist odakların köklerinin kazınmasına bağlıdır." ifadeleriyle yorumlar ve kısa bir süre sonra 12 Eylül faşizmitüm yaşamımıza egemenolur. 29 Eylül 1979 tarihli köşe yazısında da: "Cumhuriyet'in temelini elsiz ayaksız yeşil yılanlar kemiriyor; devletimiz NATO generallerinin emrinde, ülkemizIMF'lerin ipoteğinde!.. Uyan Gazi Kemal uyan!..Devletin devlete, insanın insana kulluğunu yok etmek için uyan, uyan Gazi Kemal!" ifadeleriyle Cumhuriyetimizin kurucusuna seslenir. Uğur Mumcu 12 Eylül faşizminin sahte Atatürkçü söylemlerine itiraz eder. 12 Kasım 1985 tarihliyazısında: "Atatürkçülüğü, Ulusal Kurtuluş Devrimciliği olarak anlamak ve yorumlamak gerekir. Bu anlamdabir "Atatürkçülük", anlayışını okullarımıza sokmuş değiliz. Bugün de "devrim" sözcüğünü kaldırıp, yerine "inkılap" sözcüğünü yerleştirerek Atatürkçülüğü benimseteceğimizi hiç sanmıyoruz. Atatürkçülük, ancak çoğulcubir demokraside, özgürlükçü bir düzendebenimsetilirse, bu eğitim biçimi daha sağlıklıolur. Atatürkçülüğü bir siyasal iktidarın "resmi ideolojisi" yaptınız mı, Atatürkçülük yerine sahtesi egemen olur" gibi günümüze de katkı yapacak değerlendirmelerde bulunur. Özal ile birlikte dağarcığımıza giren neo-liberal tanımlamalara karşı da: "Son yıllarda Türkiye'de yeni bir siyasalparanoya ortaya çıktı. "Piyasa fetişizmi" ve "Kemalizm düşmanlığı "Bu,entelektüel görünüşlübir yeni McCartizm'dir. Özal ve ANAP'akarşı çıktınız mı tamam: "Sivil toplum düşmanısınız...Kemalist darbe hazırlıyorsunuz... Cuntacısınız... İttihatçısınız." ifadeleriyleitiraz eder.
Uğur Mumcu kendisini hep soldatanımlar. O yıllarda ve günümüzdehala küreselleşme rüzgarlarıyla " sol bitti" diyenlere 23 Haziran 1991 tarihindeki yazısında:"Sol bitti mi? Her halkın devrimcisi ve gericisivardır. Sağcı olmadansolcunun, solcu olmadan sağcının ideolojik kimliğianlaşılmaz. Milliyetçilik ve şovenizmyok mu? Var. Her ulusun yurtseveri, milliyetçisi, devrimcisi, işbirlikçisi vardır. Sadrazam Damat Ferit, işbirlikçidir ve Türk'tür.Şurayı Devlet BaşkanıSeyit Abdülkadir işbirlikçidir ve Kürt'tür.Diyorlar ki "Kürt şovenizmi olmaz " Niçin olmaz? Olur. Diliniserbestçe konuşamayan bir halkın tepkileri anlayışla karşılanır. Ancak bu tepkilere "devrimcilik, sosyalistlik" etiketi yapıştırılamaz. Çünkü etnik özelliklerin ön plana çıktığı hiçbir siyasal akım, sosyalistolamaz." İfadelerini kullanır. UğurMumcu mesleğinin etik kurallarına bağlı bir gazetecidir. Onun 3 Mayıs 1992'de yazdığı yazı o yıllara olduğu kadar günümüzdede yandaş basın anlamında öğreticidir: "Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazmasıgerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan,haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan,gazetecidir. Günümüzdesarı basın kartlarının ardına gizlenip devlet kapılarında ve belediyelerde "ihale takip eden", bankalardan aldıkları kredilerle milyarlar vuran, düzmece belgelerle gazetelerini ve devleti dolandıranlar da var." Bu ifadeleriyle adeta günümüz basınınada ders veriyor.
Uğur Mumcu'nun yazılarında medeni hukukla ilgili ironik değerlendirmeler: "Biliyorsunuz Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devrimi yaptı. Hukuk devrimi, Batılı yasaların, resepsiyon yoluyla Türkiye'ye getirilmesi demektir. İtalya'dan Ceza Yasası'nı aldık; Fransa'dan İdare Hukuku ilkelerini aldık; İsviçre'den Medeni Hukuk aldık.Almanya'dan Ceza Yargılaması Hukukunu aldık. Bir gülmece dergisindeki şu tanım olaylarıyeterince sergiliyor, Türk vatandaşıtanımı. Diyor ki: Türk ne demektir?
Türk vatandaşı kimdir? Türk vatandaşı. İsviçre medeni kanununa göre evlenen,İtalyan ceza yasasınagöre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri usulü yasasınagöre yargılanan, Fransız idare hukukunagöre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülenkişidir." şeklinde yeralır.
UĞUR MUMCU VE KÖY ENSTİTÜLERİ
Uğur Mumcu, Köy Enstitüleri aydınlığının yılmaz bir savunucusuydu. Mumcu, enstitüleri ve kurucularını: "Hasan Âli Yücel, bugün bakıyoruz, bugün yeniden değerlendiriyoruz, oğlu Can Yücel'inşiirinde yazdığı gibi; "Çağın en güzel gözlü maarifmüfettişi", gerçekten bu toplumunözlediği hümanist, ilerici bir aydın. Hakkı Tonguç ise, bir sosyalistaydın. Ve ikisi sırt sırta veriyorlar ve Köy Enstitülerini kuruyorlar, yaşatıyorlar. Köy Enstitüleri sadece bir eğitim sistemi değil, bir toplumsaldüzen, toprak devrimiyle, toprak reformuyla eş anlamda yürütülmesi gereken bir sistem, toplumsal dokuyu değiştirecek birsistem" yukarıdaki ifadelerle selamlar. Devam ederek: "1945, savaş bitmiştir. Yalta Konferansı başlamıştır.Soğuk savaş başlamıştır. Aynı İsmet İnönü, bu kezgözünü solculara, Marksistlere çevirişiyle Marksistlerle ilgili kovuşturmalar başlamıştır. Köy Enstitülerinin yıkılışı soğuk savaşyıllarına rastlar, İsmet İnönü, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bu kadar coşkuyla desteklediği Köy Enstitüleri'ni soğuk savaşın koşullarına uyma zorunluluğuyla ortadabırakmıştır. Gerçek budur. İsmet İnönü sanmıştır ki, din sömürüsü, toprakağalarıyla iktidarını sürdürecektir. Ama şu gerçekbugün daha çok kanıtlanıyor ki, hangi iktidardin sömürüsüne dayanmışsa, mutlaka yıkılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı, 1949 yılında din derslerini kabul etti, yıkıldı. Kurtaramadı bu ödün. İşçisiyle, köylüsüyle, emekçi halkımızla emekçiler iktidar olacak. Hiç umutsuz olmayalım. Bugünlerin karamsar ortamından ürkmeyelim.Nasıl Kurtuluş Savaşı yapılmışsa, bizlerde demokrasi için, özgürlük için barışçı yol ve yöntemlerle halka bütün bu sorunlarımızı anlatacağız. Engeller olacak, engelleri aşacağız." ifadeleriyle enstitülerin kapatılış sürecini yorumlar. Uğur Mumcu, laik, demokratik bilimsel eğitimden yanadır. Çok sayıda imam hatip açılmasına dair o yıllarda itirazını: "Bunda bir yanlışlık, bir çarpıklık yok mu? İmam hatipliler din adamı olarakçalışmayacaklarsa, neden art arda imam hatip okulları açılıyor? Neden bu okullardaki öğrenci sayısı her yıl bu kadar artıyor? İmam Hatip lisesi mezunları neden yetiştirildikleri alanlar dışındaki işlerde görevlendiriliyor." ifadeleriyle yapar.
Uğur Mumcu, günümüzde yüreklerimizde, beyinlerimizde demokratik hukuk devletinin, temiz toplumun,emeğin sömürülmediği, Bağımsızbir Türkiye ideali adına yaşamaya devam ediyor. Aramızdan ayrılışının 33. Yılında Uğur Mumcu'yu saygıyla selamlıyoruz...
