Telafisi mümkün olmayan yanlışlar - Yarımada Gazetesi

Telafisi mümkün olmayan yanlışlar

Can Pulak 05/09/2016 - 11:31:02

Yanlışlarda ısrar etmemek lazım. Başımıza ne geldiyse,(ben yaptım oldu)anlayışından, geriye özlemi çağrıştıran kararlardan, Atatürkçüleri ve Cumhuriyetçileri kızdıran inatlardan geldi.

Çok önemli bir dönemden geçiyoruz. Artık önümüzdeki her konuyu iyi düşünmek, tartışmak ve doğrularda buluşacak kararları oluşturmak zorundayız. İktidarıyla, muhalefetiyle, askeriyle siviliyle, köylüsüyle kentlisiyle birlik ve beraberlik içinde olmalıyız. Uyumlu harekete, siyasi ve milli akorda, birbirimizi anlamaya, dinlemeye ihtiyacımız var. Hal böyle iken, eski alışkanlıklara dönmek ve fırsatlardan yararlanmaya çalışmak ortalığı daha da karıştırır ve sorunların çözümünü zora sokar.

Şimdi kadın polislerin türbanıyla uğraşmanın sırası mı? Gülhane’nin adını Abdülhamit’e çevirmenin, Feto’dan devletleşen okulların çoğunu imam hatip lisesine döndürmenin kime ne yararı var? Türk gençliğini imamlığa yöneltmenin ülkeye ne kazancı olur ki? Müsbet bilimler dururken, çocuklarımızı dini eğitime zorlamanın bir sebebi olmalı… O sebep ve ısrardır ki, toplumu kutuplaşmaya, ayrışmaya sürüklüyor. Bunu fark edemiyor muyuz hala?

Aklımıza eseni yapma dönemini artık geride bırakmalıyız. Büyük bir felaketin eşiğinden döndük. O kızgınlıkla düşünüp taşınmadan, enine boyuna tartışmadan, ne getirip götüreceğini hesaplamadan ani ve süratli kararlar alıyoruz. Binalara kızan, kurumlara öfkelenen, müesseselere savaş açan bir yönetim olur mu? Kapatın Kuleli’yi, Deniz Lisesini kaldırın, harp akademilerini lağvedin, askeri hastaneleri sivilleştirin, kışlaları şehir dışlarına taşıyın… Böyle kararların kime ne faydası var? Tarihi kurumları, belediye zabıtasının lokanta kapatma işlemine benzer bir kadere mahkûm etmek, ilerde telafisi çok zor sonuçlar yaratır. Askeri tababeti biz icat etmedik. Dünyanın her yerinde var. Harp sırasında aile hekimleriyle mi yapacağız tedavileri? Askeri okulların disiplinini sivil okullara oturtabilir misiniz? Rica minnetle cepheye sürebilir misiniz sivil okullarda yetişecek subayları? Türk milleti doğuştan asker bir millettir. Biz şimdi kalkmış, milleti askerden soğutacak ne varsa yapıyoruz. Doğru mu bu.

 Yapmayın Allah aşkına. Binaları kapatacağınıza, içine doğru dürüst idareciler koyun. Feto’cu subayları, bu millet yerleştirmedi oralara.14 yıldır iktidarda olan bir yönetim, eğer fark edememişse hainleri, binalara kızıp onları cezalandıracağına, çuvaldızı biraz da kendine batırmalıdır. Şimdi bunları konuşmanın belki sırası değil ama, vakti gelince bu konular gündemimizi feci halde meşgul edecek.

Bir yandan harp ediyoruz, bir yandan harp eden ordumuzun kışlalarını kentlerin dışına taşımaya çalışıyoruz. Bu büyük bir hatadır, telafisi mümkün olmayan bir yeni yanlıştır. Allah korusun toplumsal olayları bir düşünün. Polisle mi bastıracağız bunları, İçişlerine bağlanan Jandarmayla mı, yoksa Sahil Güvenlikle mi? İstanbul 20 milyonluk bir ülke büyüklüğünde şehir. Türkiye’de hainler, canlı bombalar cirit atıyor. Bir olayda, şehir dışına ittiğiniz silahlı kuvvetler nasıl müdahale etsin, nasıl yetişsin merkeze? Şeytanın avukatı değilim ama, etrafımız şeytanlarla sarılı, içimiz dışımız şeytan dolu. Böyle bir ülke haline getirildik. Öyle olunca her ihtimali dikkate almak zorundayız.

Hem Silahlı Kuvvetler gözbebeğimizdir diyoruz, hem de onun kolunu kanadını kırmak ve itibarını zedelemek için ne mümkünse yapıyoruz. Olmaz öyle şey, ordumuza karşı dikkatli ve hassas olmalıyız. İçinden çıkan bir avuç haine bakıp, dünyanın sayılı ordusu olan silahlı kuvvetlerimize kıymak, onun geçmişteki görkemli ve milletin teminatı olan konumunu zarara uğratmak, çok yanlış bir tutum, davranış ve harekettir. Bu ülkeyi yönetenler, hisleriyle ve kişisel duygularıyla hareket edemezler. Öyle yaparlarsa ve öyle yapmaya devam ederlerse, başımıza gelecek yeni felaketleri de göğüslemeye hazır olsunlar.

Yeri gelmişken, bir başka önemli konunun da üzerinde durmak istiyorum. Demokrasi şeffaf bir rejimdir. İktidarlara oy veren ya da vermeyen millet, ülkede ne yapıldığını ve ne yapılmak istendiğini bilmek durumundadır. Bugün ne olduğundan kimsenin doğru dürüst haberi yok. Araştırma imkânlarının kapıları da kapalı olduğu için, ortalıkta söylentiden geçilmiyor. Basının hür olduğu söylenemez. Gazeteciler doğru dürüst bilgi alamıyorlar. Günümüzde kulaktan duyduklarını doğrulatacak muhatap bile bulamıyorlar. İktidar neyi nasıl duyurmak istiyorsa, milletin de o ölçüde haberi olabiliyor. Böyle bir görüntüde gerçek demokrasiden bahsetmek ve demokrasi nöbetleriyle öğünmek, pek inandırıcı olmasa gerek. Şimdi olağanüstü hal ve onun özel kuralları içindeyiz. Bu durumda her şeyi öğrenemeyebiliriz. Ama ondan önce farklı mıydık ve OHAL’den sonra farklı olabilecek miyiz acaba? Hiç sanmıyorum…

 Şunu merak ediyorum doğrusu… 100 bini aşkın kamu personelini açığa aldık veya işine son verdik. Yerlerine kimleri getiriyoruz? Yine iktidarın adamları alınacaksa işe, ayıkla pirincin taşını… Acaba yeniler için imtihan yapılıyor mu, yapılıyorsa sorular yandaşlara önceden veriliyor mu? Bunu sormak ve bilmek hepimizin hakkı olmalı. Eski yanlışları tekrarlayacaksak, düzelme şansımızı şimdiden ortadan kaldırıyoruz demektir. Aslında Türkiye’de son 14 yıldır işe alınan kamu personelini tarafsız bir kurul önünde yeniden imtihana sokmak lazım. Bunu yapmazsanız, kamu yönetimini sen-ben-bizim oğlan görüntüsünden kurtaramazsınız.

Konuyu şöyle bağlayalım. Suriye batağındayız, ordumuz hem düşmanla hem de terörle, her cephede harp ediyor. Harbin maliyeti çok büyüktür. Ekonomik bakımdan zarara uğramamız için,düşmanlarımız ne mümkünse yapıyorlar. Çerde 3 milyon Suriyeli durdukça, sınırlarımızı tam kontrol altına almadıkça, bu harbi kolay durduramayız. Buna bölücü terör örgütünün gayretlerini, polis ve askere düzenli saldırılarını, içimizdeki canlı bombaları arttırmalarını da eklerseniz, durumumuz pek parlak görünmüyor. Bu görüntüyü değiştirmek ve eskinin güçlü Türkiye’sini yeniden ortaya koyabilmek için, birlik ve beraberlik içinde el ele vermek, omuz omuza yürümek, milletçe kaynaşmak zorundayız. Vatanımızı, topraklarımızı ancak böyle koruyabiliriz. Buna tüm siyasetçilerin, iktidarların ve kamu görevlilerinin de dikkat etmeleri gerekir.

 Türkiye Türklerindir ve Türk’lerin kalacaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene…