STRATEJİK HATALAR, TAKTİK BAŞARILARLA GİDERİLEMEZ!

Barış Aygener 10/02/2017 - 10:24:16

Geçen haftalarda Değerli Eğitimci Aysun Yağcı’nın Etüt Mucizesi ve Özel Ders Mucizesi isimli ufuk açıcı yazılarını okuyunca aklıma askerlik yaptığım dönemde komutanım, Rahmetli Kurmay Albay Faruk Sungur’un sözleri geldi. Beraber çalıştığımız süre; evet, askerlik dönemimi böyle adlandırıyorum, o değerli insan askerlik sürecimi bir ekiple beraber çalışma zamanı olarak hatırlamama neden olmuştu, hem de karşılık beklemeksizin, diğer insanlar ve özellikle gençler için zaman ve emeğimizi seferber etmenin eşsiz tadıyla geçirdiğimiz zaman dilimi. İşte bu süre içerisinde komutanımız, ne zaman elimizdeki işin hakkını vermediğimizi görse “Çocuklar, bizim kurmaylar arasında bir söz vardır: ‘Stratejik hatalar, taktik başarılarla giderilemez.’ İş yapar ve işi planlarken çok dikkat etmek gerekir.” derdi. Evet, stratejik hatalar, taktik başarılarla giderilemez. Kulağıma küpe olan bu söz her alanda geçerli.

 

Aysun Hocam, etütün öğrenci, veli ve okul ortamındaki serencamını güzel dillendirmiş. Kimler katılıyor, kimlere yönelik planlanıyor etütler? Sınıf içinde geri kalanlar, sınıftan daha hızlı ilerleyenler, arkadaşlarından daha farklı sorularını sınıf içinde sorma fırsatı yakalayamayanlar, konunun değişik, ilginç taraflarına ilişkin meraklı olanlar, anlatılan konuyu anlayabilmek için gerekli olan konulara ilişkin boşlukları olanlar, algılama konusunda daha fazla tekrara ve örneğe ihtiyaç duyanlar, ev ödevlerini kendi başına yapmak istemeyen motivasyonsuzlar, çalışma disiplini kazanamamışlar, mazeretleri nedeniyle devamsızlık yapanlar…

 

Kısaca, tüm öğrenciler, etütlerin potansiyel müşterileri. Her birinin etüte yönelik ihtiyacı farklı. Okullar ne yapıyor? Farklı ihtiyaçlarla etüte yönelen öğrencileri, tekrar bir araya topluyor, toplu etüt oluyor bu kez adı, hem de öğrenci ve öğretmen için yüklü bir ders gününün sonrasında. Bazen adı bireysel etüt oluyor; çocuk ve genç, belki de en çok ihtiyaç duyduğu sanat, müzik, spor derslerinden alınarak. Toplu ve bireysel etütlerde sorun çözülemez, “kriz” geçiştirilemezse imdata özel ders yetişiyor ve kısır döngü devam ediyor.

 

Halbuki unuttuğumuz bir şey var: “Ders”in kendisi. Okullar, dersin kendisini kaçırıyorlar mı acaba, derslerin kurgusu değişmedikçe etütler kaçınılmaz ve zorunlu bir sonuç olarak karşımızda durmaya devam edecek mi acaba, yani Faruk Albay’ın metodolojik uyarısı uyarlanabilir mi söz konusu duruma, stratejik bir hata mı yapılıyor, sonunda da toplusundan bireysel etütüne, soru çözüm saatlerinden özel derslerine kadar tüm krizi atlatma çabalarıyla taktik bir başarı mı hedefleniyor?

 

Dersleri, eğitimsel esaslar, duruş ve pedagojik yaklaşımlar çerçevesinde yapılandırabiliyor muyuz? Eğitimsel esas, duruş ve pedagojik yaklaşım çerçevesinde yapılandırılmamış ders, iyi dikiş tutmamış bir elbise gibi her gün bir tarafından patlak veriyor, patlak tarafı tutturuluyor onca zaman, emek ve para harcanarak fakat bir de bakmışsın ki diğer bir taraf patlamış…

 

Günümüz okulların hareket noktaları zaten insanda doğal olarak var olan ilgi, merak, keşfetme, iz sürme becerilerini ortaya çıkarmak ve geliştirmek, eğitim sürecini

başlatan temel motivasyon ise öğrencilerin öğrenme gereksinimlerini karşılama gerekliliği değil mi?

 

Hemen her okulun ağzında pelesenk yaptığı “öğrenci merkezli eğitim”, öğrenim ortam, süreç ve ürünlerini öğrencilerin bireysel farklılıklarını; öğrenme gereksinimlerini, mizaç ve karakter özellikleriyle yoğrulmuş kişilik yapılarını, öğrenme stillerini de içine alan öğrenme profillerini, geçmiş öğrenme yaşantılarının oluşturduğu hazırbulunuşluk düzeylerini, gelişimsel özelliklerini gözeterek oluşturmak değil mi? Bunun da bir öğrenci için en yakın ve somut karşılığı, derslerin bu duyarlılıkların dikkate alarak yapılandırılması değilse, nedir?

 

Farklılaştırılmış bir eğitimi anlayış, süreç ve ürünleriyle sınıfa taşımak, geleneksel eğitimin bir çok patolojisinden kurtulmak anlamına geldiği gibi farklılaşmış neslin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak anlamında da bir zorunluluk olarak görülüyor.

 

Her alanda olduğu gibi eğitim alanında da paradigmal değişikliklere mevcut, geleneksel anlayış ve kurumlar direnecekler, direniyorlar da. Fakat unutmamamız gereken şey, 21. yüzyılın kendine özgü dinamiklerle gelmesi. Bu dinamiklerden en karakteristik olanı ise; hız. Artık, eski yapı, bozulmuştur; sınıf düzeni, dersin kurgusu, öğrencilerin ihtiyaç ve beklentileri, hazırbulunuşları, öğretmenin konumu, öğrenme süreci ve daha birçok açıdan. Gördüğüm o ki hızlı değişimin taşıdığı kurşun, hedefi bulmuştur. Eğitimciler, gönüllü ya da gönülsüz, er ya da geç de olsalar, tetiğe basmak zorunda kalacaklar, sonuçta çocuklarımız için stratejik hatadan dönülmüş olacak, taktik başarı için harcadığımız onca zaman, emek ve maliyetten de kurtulmuş olacağız.