Güzel insanımız “Köylü” - Yarımada Gazetesi

Güzel insanımız “Köylü”

Erdil Ünsal 17/09/2016 - 11:40:56

Köy, bütün ülkelerde, insan topluluklarının bir araya geldikleri en küçük yerleşme düzenidir. Orada yaşayanlar, çoğunlukla çiftçidirler, tarlaları ekip biçerler, hayvan yetiştirirler. Pazarımıza organik domates yumurta ve biber getiren, eskiden yediğimiz tarla ürünlerini yeniden tattıran bu çalışkan insanları gördükçe, çölde narenciye, tohum yetiştiren İsrail’den narenciye ve tohum, 3-5 senedir pamuk eken Yunanistan’dan da pamuk ithal ettiğimizi düşündükçe kahroluyorum. Dünya’da tarım ürünlerinde kendine yeten 7 ülkeden biri iken bu duruma gelmemize yanmamak mümkün değil. Köylü yurdun efendisi çarıklı erkânı harpı” olmadığı zamanlarda da dayanıklı bir sınıftı. Bir köylü için günde 10-15 km. yürümek çok normaldi. Eskiden 35 km. yol yürümek yorucu ama olağan bir durumdu. Günümüzde hafta sonları bir kaç kilometre yol yürümeyi ihmal eden bir topluma döndük. Ben köylüleri bugün İmece usulü, sevgiyle ve temiz yüreklilikle hayatlarını sürdüren, yılların çileleri ve tabiatıyla içli dışlı çoğu bayan olan eli öpülesi, güler yüzlü doğal insanlar olarak bilirim. Pazarımıza organik meyve, sebze ve yumurta getirmekte el emek yoğun tarla çapalamakta ve dağ bayır yürümekte ve ürettiklerini yüklenip getirmekte ve bizleri sevindirmektedirler. Sahtekârlık ve yalan dolan illeti olan kapitalizm köylümüzü etkilemekteyse de gene dimdik tırnakları ve emekleri ile çalışmalarına devam etmektedirler. Maalesef gelen giden iktidarlar köylünün oyunu almış gönlünü kazanamamışlardır.

Geleneksel töre adetleri bize benzeyen Japonlar endüstri, ticaret ve sermayenin yeni bir odaklaşma noktası olarak (Taiwan); müteahhitlik, pazarlama ve hizmet alanlarında sivrilmiş bir beceriyi (Hong Kong); nefis bir iletişim şebekesini (Singapur); muazzam bir mali sermaye birikimini Asya ekonomisine hızla kazandırıyor. Türkiye’nin komşu İslami ülkeler ile dini beraberliği olmasına karşın, ekonomik ve ticari ilişkileri hem dün hem de bugün geliştiremediğini üzülerek izliyoruz. Uzunca bir süre toplumların temelini oluşturmuş köylü nüfus ne geçmişte Feodal Toprak Sahiplerince, ne Osmanlıdaki gibi Tımar sahiplerince, ne de günümüzdeki büyük/küçük bürokratik aydınlarca kollanmamıştır. Din ve gelenek bağlılıkları yüksek köylü sınıfı. “Bir tas aşım dertsiz başım” zihniyeti ve gelenekçilikleri, gelişmeyi önleyici bir özellikleri olarak ülkemizi etki altında tutmaktadır.

Tarım toplumlarından sanayi toplumlarına geçişte, işledikleri topraklarından ayrılıp köhne şehirlerde fabrika üretim bantlarında bir çeşit sınıf atlama ve ilerleme, gelişme heyecanıyla hor görülmüşlerdir. Bu geçiş süreci pek çok zanaat gelişmesini olumsuz etkilemiştir. Köy Enstitülerinin kapatılması buna örnektir. Haliyle zanaatkârlık köreltilmiş, köyden sanayi ve şehir yaşamına geçiş yönü oldukça zayıf kalmıştır. Güçlü, ilerici ve gelişmeci bir burjuva ve orta sınıf ortaya çıkamamıştır.

Köy erkeklerinin hiç çalışmadıkları hatalı bir genellemedir. Gerçekten de işlerin çoğunu hatunlara yıkıp, kahvede yan gelip oturmak, bütün kışı kahvede geçirmek gibi yaygın kötü alışkanlıkları varsa da, canını dişine takarak çalıştıkları da oldukça sık görülen bir husustur. Hatta kendi köyündeki tarlasındaki işin üstüne bir de gidip başka yerlerde ücretli çalışmaları da söz konusu olabilmektedir. Ama atadan gördükleri şekilde kara düzen çalıştıkları için, çalışmalarının getirisi gayretleri ile mütenasip olmamaktadır. Köylü toplum, kendi kendine yeten, tatmin edici bir yaşam tarzı sürdürmeyi isteyen, birbiriyle, tüm canlılarla ve yerküreyle uyum halinde yaşamaya çalışan, kentli veya kırsal toplum insanlarından oluşur.

Köyler, insanlara canlı doğa ile ruhsal bağlarını yaşama fırsatı verir. İnsanlar her gün toprak, su, rüzgâr, bitkiler ve hayvanlarla iç içe olurlar. Yiyecek, giysi, barınma gibi günlük ihtiyaçlarını sağlarken, doğanın döngülerine saygılı olurlar. Köylü insan şartlar ne olursa olsun saflığını insanlığını ve gülüşünü esirgemeyendir. Günümüz dünyasının ana sorunu, materyalist büyümenin yaşamlarımızda sosyal ve ruhsal boyutun eksikliğini hissetmemize sebep olmaktadır.

1998 de, Birleşmiş Milletlerin 'En İyi 100 Uygulama' listesi arasında, ekoköyler en mükemmel el emek onurlu yaşam modelleri olarak yer aldılar. Sosyal, ekolojik ve ruhsal çöküntü ile mücadele etmenin etkili ve uygulanabilir yolu ekoköy projelerine önem vermektir.