Eğitimde Nitelik Kaybını Önlemek İçin Ezbersiz Eğitim - Yarımada Gazetesi

Eğitimde Nitelik Kaybını Önlemek İçin Ezbersiz Eğitim

Prof. Dr. Kemal Kocabaş 22/12/2017 - 08:52:16

1960’lı yılların hemen başları ilkokul yıllarımıza merhaba demiştik. O yıllarda her gün bazı saatlerde ağabeyimle beraber babaanneme giderek dualar öğrenmeye yönlendirilmiştik. Babaannem söylüyor, biz tekrar ediyor, anlamını bilmediğimiz Arapça duaları ezberlemeye çabalıyorduk. Haftalar bir süre böyle geçti… Bu süreç öğrenme değil, ezberlemekti… Babaannemin yüz ifadesi torunlarına dua öğretmenin ağırlığının dinsel ritüeli gereği hep çok ciddiydi. Biz ise durumun çok farkında değil, ağabeyimle yaşımızın gereği çocukça muziplikler yapıyor, şakalaşıyorduk. Şimdi bakıyorum da 6-7 yaşlarının biyolojik gelişimi ve çocukluk psikoloji, anlamını hiç bilmediğimiz duaların ezberletilmesine karşı direnç gösteriyordu. Bu deneyim, öğrenmek ile ezberlemenin farkını ayırt etmek için iyi bir örnek olmuştu. 2017-2018 öğretim yılının başlaması süreciyle birlikte ülkenin her köşesinde öğretmen sendikaları, eğitimle ilgili demokratik kitle örgütleri, bazı siyasal partiler ülkenin eğitim sorunlarını yoğun bir şekilde tartışarak, uyarılar yapmaya, öneriler üretmeye başladı. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) olarak diğer çalışmalarımızın yanı sıra da Balçova Belediyesi ile birlikte 15-17 Nisan 2018 tarihlerinde üç günlük uluslararası eğitim sempozyumu düzenleyerek arayışlara katkı sağlamayı hedefliyoruz.
 
Eğitime ilişkin tüm toplantılarda çıkan ortak görüş “ülkedeki eğitimin niteliğini tümüyle kaybettiği gerçeği ve ülkenin nitelikli öğretmen yetiştiremediğini” işaret ediyordu. PISA-2015, son on yılın YGS sonuçları, öğretmen adaylarının KPSS netleri, uluslararası kuruluşların yayınladığı Türkiye raporları bu kanıları doğrulayan nesnel somut verilerdir. Nitelik kaybının tabii ki pek çok nedeni var. Özellikle son on beş yıldır uygulanan eğitimi akıl ve bilimden uzaklaştırarak dinselleştirmeyi, piyasalaştırmayı öne çıkaran eğitim politikaları, eğitim fakültelerinin nitelikli öğretmen yetiştirmenin gerisinde kalmaları, öğretmen atamalarındaki mülakat sınavı, bakanlık örgütlerindeki yandaş sendika ve erkek ağırlıklı, liyakatı dışlayan yapılanmalar öne çıkan nedenler olarak sıralanabilir. Ama bunun yanında öze yönelik “öğrenme denilen evrensel süreçle” ilgili önemli sorun karşımıza çıkıyor. Çocuklarımız, okulda merak ederek, soru sorarak, laboratuarlarda deney yaparak bilgiye ulaşarak öğrenme eylemini gerçekleştiriyorlar mı? Bilgiyi içselleştirip, başka bir problemin çözümünde kullanabiliyor mu? PISA-2015 sonuçları hayır diyor… Çoğu okulda laboratuarların, kütüphanelerin kapatılarak mescide dönüştürüldüğünü, tümüyle işlevsiz kılındığını basından ibretle izlemekteyiz. Ezberci ve sınav merkezli eğitim, laboratuarsız, kütüphanesiz okullar ve sonuçta niteliğini büyük oranda kaybeden 2017 Türk Eğitim sistemi… Eğitimdeki nitelik sorununun çözümü yukarıdaki sorularda ve saptamalarda. Türkiye, bu durumu tartışmak ve aşmak zorunda…
 
Türkiye, akıl tutulmasını aşarak bu durumu aşabilir mi? Zor gözüküyor… Zira eğitim politikalarını belirleyenler eğitimdeki nitelik kaybının başlıca nedeni olan “ezberci eğitimden” yana taraflar. PISA Direktörü Andreas Schleicher Türkiye’nin PISA-2015 başarısızlığı ile ilgili yaptığı ayrıntılı yorumda " Türkiye, ezberci eğitimden uzaklaşılmalı" ifadesi öne çıkıyordu (Hürriyet, 23.11.2017). Milli Eğitim Bakanlığı müsteşarı Doç. Dr. Yusuf Tekin’in bu değerlendirmeye verdiği, evrensel pedagojinin çok uzağındaki ilginç yanıt “Ezber mantığı ve yöntemi bizim geleneğimiz için önemli bir öğrenme yöntemidir. Buna Batılı bir normda yaklaşıp 'tu kaka' hale getirmemek gerekir” şeklindeydi. Ülkenin milli eğitim politikalarını bu anlayışlar yönetiyordu. Müsteşarın bu yanıtını değerlendiren Doç. Dr. Ahmet Yıldız, “Ezberci pratiğin yeni Türkiye'nin pedagojik mantığı olarak işlev gördüğünün/göreceğinin ilanı olarak okumak gerekir.” yorumunu yapıyordu (Birgün Pazar Eki, 17 Aralık 2017).
 
Pedagoji, öğrenme ve ezberin farklı kavramlar olduğunu söyler. Eğer herhangi bir şeyi, anlamını ve nerde işe yaradığını, yaşamdaki karşılığının ne olduğunu kavrayamazsak öğrenmenin gerçekleşemeyeceğini biliyoruz. Öğrenilen bilgi, bir başka problemin çözümüne taşınabiliyorsa, yeniden yapılandırılabiliyorsa, yeni durumlara uygulanabiliyorsa, ilişki kurulabiliyorsa öğrenme gerçekleşiyor. Ezberlemek, bu süreçleri atlayarak bilgileri beyinde istiflemek, bir anlamda depolamaktır. Ezber mantığı, bizim tarihsel geleneğimizde medrese geleneğinin önemli bir öğrenme yöntemi olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde, ezbere dayalı nakilci eğitim yönteminin ürettiği şükretmeye, biat etmeye, itiraz etmemeye dayalı eğitim geleneğinin Osmanlı'dan bu yana "dinsel eğitim" alanı içinde olduğu ve günümüzde de benzer eğitim geleneğinin dayatıldığı açıktır.
 
Eğitim tarihimizde onur duyacağımız, laik, bilimsel, nitelikli eğitim deneyimi var mı? Tabii ki var... Köy Enstitüleri bu topraklarda Cumhuriyetle birlikte hayata geçirilmiş nitelikli, ezbersiz öğrenmenin adıdır. "İş içinde yaparak, yaşayarak öğrenme" yöntemi özgün enstitü eğitiminin adıdır. Köy Enstitülerinin kuramcısı, uygulayıcısı İsmail Hakkı Tonguç, “"Bilgilerimizin kaynağı doğadır. İnsan elini ve beynini kullanarak doğadan edindiği ve ürettiği bilgileri bilimsel bilgiye dönüştürür. Köy Enstitülerinde yetiştirilen çocuklar, skolastiğe köle olmaktan kurtarılmaya çalışılmıştır. Onların kültürleri cila şeklinde ezberlenerek benimsenmiş bilgi değil, iş içinde iş aracılığıyla öğrenilen gerçek ve öz bilgidir"” diyerek eğitimdeki akıl ve bilimin ağırlığını ve eğitimin işlevselliğini ifade ediyordu.  Yine Beşikdüzü Köy Enstitüsü öğrencilerinin andına dönüşen "… Biz lafa, hayale ve işe yaramayan bilgiye gülüp, dudak büküp, kırık kazmasıyla dağları delmeyi bilenlerin çocuklarıyız." ifadeleri enstitülerdeki bilimsel bilgiye ulaşmayı hedefleyen ezbersiz, hayatın gerçek problemleri üzerine yoğunlaşan iş eğitiminin özgün ifadeleridir... Peki ne yapmalı? Ülkemiz çocuklarının bilimsel bilgiye ulaşmalarını sağlamak, onların eleştirel düşünebilme yetilerini kazanmaları, özgürce yanıtlar verebilmesi, neden, niçin, nasıl sorularını yöneltebilmesi, geleceğimiz olan çocukların biat içerikli şükür pedagojisi aracılığıyla kapitalizmin ucuz işgücü deposunun sessiz kahramanları olmamaları için ezberci eğitime hayır diyenlerin seslerini çoğaltmalıyız. Unutulmamalıdır ki ezberci eğitim, çocukların doğuştan getirdikleri güzelliklerin, zenginliklerin yok edilmesi demektir. Ezberci eğitim, çocuk potansiyelinin, yaratıcılığının engellenmesi, köreltilmesi demektir.  Bu bir insan hakları ihlalidir. Çocuklarımızı özgürleştirme ve toplumsallaşma süreçleri üreten bir eğitim sistemi özlemiyle…