Ateşkesi olmayan bir mücadele

Can Pulak 30/09/2016 - 12:05:22

Türkiye’nin gündeminde öyle önemli ve öncelikli şeyler var ki, doğal güzelliklerimize kıyılması, turistik kentlerin betona yenik düşürülmesi ve çevrenin korunması gibi sorunlar Allah’a emanet…

Sahi bizim bir çevre bakanlığımız, İl ve İlçe Çevre Müdürlerimiz, Belediyelerin İmar ve çevre Müdürleri, muavinleri filan bir alay görevli var. Üstelik bunlara inanılmaz paralar ödüyoruz. Ne yapıyorlar derseniz, kendileri bile bilmiyorlar artık. Şöyle bir etrafınıza göz atın, çevrenin içinde bulunduğu felaketi kolayca görürsünüz.

Yahu Türkiye yangın yerine döndü, düşmanla ve teröristlerle kaç cephede dövüşüyoruz, şimdi sırası mı çevrenin demeye hakkımız yok. Hayat devam ediyor. Nasıl sınırlarımızı korumak için canımızı dişimize takıyorsak, ülkenin doğal değerlerini de korumak zorundayız. Birinde düşmanla savaşıyoruz doğru ama çevrede de rantçılarla, talancılarla boğuşuyoruz. Ateşkesi olmayan bir mücadele bu…

İstanbul’un bir avuç ormanı kalmıştı, üçüncü köprü ve yeni havaalanı için onları da biçtik. Kesenler yerlerine milyonlarca ağaç diktiklerini söylüyorlar. Saymadım ama, yeni dikilen ağaç 40-50 senede büyüyecek de, kaybedilen oksijen deposu yerine konacak. Ölme eşeğim ölme… Ağaçları kesmeden iş yapmayı düşünemiyorlar. Koca kent oksijensiz kalacakmış, milyonlarca insan soluk almada zorlanacakmış, bu nedenle ölümcül hastalıklar tavan yapmış, kimsenin umurunda değil.

Şu meşhur Kadıköy’ün haline bakın. Kentsel dönüşüm diye yepyeni binaları yerle bir ediyorlar. O binaların bahçelerindeki ve çevrelerindeki ağaçları da milletin gözü önünde kesiyorlar. İstanbul deprem bölgesiymiş, yıkılan binalar 9’luk demir kullanmışlar. Oysa uluslararası ölçülere göre 11’lik demir kullanmaları gerekirmiş. Hikâye bunlar, Atina deprem bölgesi değil mi, Roma’da ve Madrid’de deprem olmuyor mu? Gidin bakın oradaki 80-90 yıllık binalara, hepsi taş gibi hala ayakta duruyor. Hem onlar yapıldığında 9’luk demir de yokmuş, daha incesiyle yapmışlar hepsini. Haydi, oralarda kuvvetli deprem olmuyor diye avutalım kendimizi. Peki, Japonya ve Endonezya’daki eski yapılara ne demeli? Çıkın Tokyo’nun biraz dışına, apartmanların pejmürde haline bir bakın lütfen. Keza Endonezya’da da öyle. Sordum, bu binaları yenilemeyi düşünmüyorlar mı diye, (Amerikalılar bile buna teşebbüs edemezler) diye güldüler.

Şimdi Kadıköy’de yıkılan apartmanların yerlerine daha uzunları, daha büyükleri dikiliyor. Altyapılar zaten eksikti, şimdi sıfırlanır artık. Yollar yetmeyecek, araçları koyacak yer kalmayacak, nüfus yoğunluğundaki artış, insanları hayattan bezdirecek. Hayır, neye şaşıyorum biliyor musunuz? Kimse itiraz etmiyor bu duruma, kimse ses çıkarmıyor. Alan razı, veren razı nasıl olsa diyorlar.

Allahtan bu kentsel dönüşüm rezaleti, henüz Ege’ye ve Akdeniz’e sıçramadı. Ege de deprem bölgesi, üstelik turizm merkezlerindeki yapılaşma tam bir skandal durumunda. Son birkaç yıldır yapılanlar hariç, çoğu püf deseniz yıkılacak cinsten… Tuğla’nın üzerine sıvayı çektiniz mi, işte size 300-500 bin liralık daireler… Ne arayan var, ne soran var, daha birkaç gün önce beşik gibi sallandı Marmaris, Bodrum, Datça, Fethiye, Köyceğiz, Dalyan… Acaba buralarda kullanılan demirinin çapını soran var mı, soranı gören var mı, hiç demir kullanılmadığını fark eden bir idareciye rastladınız mı oralarda?

Şimdi daha büyük bir facia bekliyor çevreyi. Turizmden para kazandığımız yerleri, turistik köyleri imara açacaklar. O güzelim Gökova, Hisarönü, Göcek, Fethiye köyleri perişan olacak. Muğla’ya büyükşehir yasası geldi ya, bu yasayla köylerin hepsi mahalle yapıldı. Ankara’nın oy amaçlayan siyasi bir oyunuydu bu. Ters tepti ama zararını da 1243 kilometrelik sahile sahip olan Muğla gördü. Şimdi önüne gelen dilediği yere evi rahatça koyuyor. Takip eden, engelleyen falan yok. Şehir merkezleri kontrol ediliyor ama köyler Allah’a emanet. Buraları korumak için, 1986’da bir özel çevre kararı almıştık. Yıllar önce kaldırıldı ve koruma işi ‘’Dostlar alışverişte görsün’’kabilinden Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna bırakıldı. Bu kurul nedir, ne iş yapar, oradan maaş alanların dışında doğru dürüst bilen yok. Nereyi korumuşlar, gelen şikâyetlerden hangisine bakmışlar, sonuçlandırmışlar. Bunları öğrenmek mümkün değil. Milletvekilleri bile soru önergelerine cevap alamıyorlar ki, gazeteciler nasıl bilgi alsınlar?

Bu kaçak yapılaşmayı engellemek aslında çok basit. Yazıyoruz, çiziyoruz ama kulak asan yok.Bölgelerindeki kaçak yapılardan Valileri,Belediye Başkanlarını ve muhtarları sorumlu tutup hemen cezalandırırsan,kaçak yapıları bir haftada önlersin.Bir de Alo yangın-Alo polis,alo zabıta gibi üç rakamlı bir telefon hattıyla ‘’alo kaçak yapı’’şikayet merkezini de hemen devreye sokar ve gelen ihbarları üç günde sonuçlandırırsan,bir daha kimse kaçak yapıya teşebbüs bile etmez.Deneyin bakın,masrafsız hemen nasıl alıyorsunuz sonucu görün.

Ormanlar kevgire döndü. Önlerine gelene vermişler maden ruhsatını, güzelim ormanları delik deşik ettirmişler. Okluk koyundaki Cumhurbaşkanlığına giden Karacasöğüt ormanlarında, taşocağının ne işi var? Buraya ruhsat verilir mi? O taşocağı sadece ormanı perişan etmiyor, kamyonlarıyla da köy yollarını bozup duruyor. Köy yolları dedim de, devlet yapıyor ama dev kamyonlar ve tırlar, iş makinaları filan çok büyük zarar veriyor bu yollara. Bu yüzden ikide bir de yapmak ve onarmak zorunda kalıyorlar. Dev kamyonları, TIR’ları, büyük araçları köy yollarına sokmamak lazım. Daha küçük araçlarla taşısınlar yüklerini.Onlar para kazanacak diye, vatandaşın vergilerini bu yollara çok sık dökmeye kimsenin hakkı yok.Ama kim arayacak, kim soracak bunu.

Laf köylerden açılmışken, çiftçinin su kuyularına da saat takmaya çalışan kafalara bir şeyler söylemek lazım. Yıllar önce parayla sondaj yaptırıp su çıkaran çiftçileri, şimdi büyük bir tehlike bekliyor. Muğla’da köyler, büyükşehir yasasıyla bir gecede mahalle yapıldı ya, köyden mahalleye terfi etmenin bir bedeli olmalı. İşte şimdi çaktırmadan bu bedeli tahsil etmenin yollarını arıyorlar. Çiftçi zaten yıllardır perişan, doğru dürüst desteği kalmadı. Bir de suyuna ücret almaya kalkarlarsa, kopacak kıyametin büyüklüğünü kimse tahmin edemez.

Görüyorsunuz devleti yönetmek kolay iş değil. Ben yaptım oldu sistemiyle çorbaya çevirdik işleri. Bunları nasıl düzelteceğimizi çok merak ediyorum. Bir gecede büyükşehir kararı alırsanız, olacağı budur işte. Dünyanın hiçbir yerinde, 1243 kilometrelik bir sahil şeridinin belediye hizmetlerini, tek kişiye yönettirmezler. Bunun mucidi Türkiye olmuştur ve maalesef bu garabeti, çarpıklığı düzeltmeye de pek niyetimiz yok.

Yazıya Çevre ve Şehircilik Bakanından bahsederek başlamıştık. Laf dönüp dolaşıp nerelere kadar geldi. Hala Kayseri’nin işlerini çözmekten vakit bulamayan Sayın Bakan, acaba Türkiye’nin doğal değerlerini koruma çalışmalarına ne zaman başlayacak? Daha doğrusu böyle bir ödevi olduğunu ne zaman hatırlayacak dersiniz…