10 Kasım: Daha çok heyecan, daha çok aşkla Ata’m! - Yarımada Gazetesi

10 Kasım: Daha çok heyecan, daha çok aşkla Ata’m!

Nabide Kılınç 09/11/2016 - 10:06:25

10 Kasım geldi. Hüzün yapraklarıyla örtülü,  10 Kasım geldi.  Salih Bozok yaşadı, o derin duyguların vaktini. Deliye döndü, Ata’sı. Türk milletinin Ata’sı Mustafa Kemal Atatürk, veda ediyordu hayata! Kalbi durmadan yükseliyor, kalp atışları,  ağlamaları tarih, tarih yazıyordu, Salih Bozok’un anılarını.  Kayboluyordu o bir devrin Büyük Atatürk’ü,  büyük işler bırakarak sonsuzluğa kayboluyordu.   Bozok’un umutları tükeniyordu… Yaşadığı devrin sanki kapanırcasına, Ata’sıyla. Geleceğe kalbiyle ağlıyor,  ağlıyordu Bozok.

10 Kasım bu. Hangimizi ağlatmıyor? Hangimiz On Kasım’da heyecanlanmıyoruz. Hangimiz koşmuyoruz,  sel olup akmıyoruz Anıtkabir’e! Ata’mın o masmavi derin gözlerini, ince parmaklarını, sarı saçlarını atının yelesinde,  büyük mücadelesinde. Koşuyor, Mustafa Kemal Paşa’m. Koşuyor o etrafındaki Kuvay-i Milliyeci’ler dava arkadaşları Paşalar ile koşuyor…

10 Kasım. Her 10 Kasım’da dünya devletleri gözünü Mustafa Kemal Atatürk’e çevirmiş, selamlıyor, saygı gösteriyorlar. Türklere,  tarihe, dünya milletine not düşüyorlar;

Yüzyıllar nadir olarak dahî yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, O büyük dahî çağımızda Türk Milleti'ne nasip olmuştur. (D. Lloyd George, İngiltere Başbakanı, 1922)

Savaşta Türkiye'yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Ulusu'nu yeniden dirilten Atatürk'ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır. Her sınıf halkın O'nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu Büyük kahramana ve modern Türkiye'nin Ata'sına layık bir tezahürden başka bir şey değildir. ( Winston Churchill, İngiltere Başbakanı, 1938 )

Ülkeye,  Büyük Türklere geldiklerinde Anıtkabir defterine saygılarını, sonsuz duygularını yazıyorlar.

Bugün Anıtkabir Ata’mın yattığı o yer, muhteşem tepe Anıttepe.  Her gece, her dolunay Büyük Mustafa Kemal Atatürk’ün ışığında yakıp -yanıp kavrulmakta, sönmektedir ateşiyle.  Biliyor ki, mevsimler delirecek, rüzgâr koşacak, fırtınalar kopacaktır, Anıtkabir’de.

Ata’m.  Milletine bu kadar büyük işleri, eserlerini koyup,  armağan ettin. O cephede kolunun, omuzunun üstünde biraz uzanış.  Savaş, işgal, cephe, top, tüfek, düşman, yanıp kavrulan, yıkılan, düşmanın bıraktığı büyük yangın,  enkaz.  Büyük Mücadele.  Büyük işler.  1915’te tarihin içine girip 1923 e. Büyük savaş ve zaferlerin, devrimlerle taçlandırılacağı yıllara dek. Ata’mın bitmeyen yılları ölümüne dek! Yıl 1938.

Mustafa Kemal Paşa’m Atatürk Sen’inle bir millet olmanın büyük sevinçleri, çığlıkları geldi.  Koştu insanlık, koştu. Parolan “Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesiydi. Koştu insanlık.

Öyle kolay mıydı? Bir devrin çöküşü, yok oluşu. Zayıf düşmüştü, Osmanlı yorgundu. Osmanlı’yı “hasta adam” ilan ettiler. Bölüşmek için Serv’i dayattılar. Kara bulutlar, karanlık bulutlar Osmanlı’nın üstünde dolaşmaktaydı. İşgalleri yaşadı. Bir avuç yerde, İstanbul’da işgal devletlerinin egemenliği altında yok olacaktı. Bütün bir millet tarihten silinecekti.

Böylesi büyük umutsuzlukların ateşe, meşaleye dönüştüğü, milletinin kalbinde, yüreğinde yaktığı o ateş,  Ata’m.. Diyordun ki;  “Milletin Bağımsızlığını yine milletin azmi ve kararı kurtaracaktır.”

1915’ten 1938’e hepsini sığdırıyordu.  Dünya üzerinde bir tek kontrol edemeyeceği şey akıp giden zaman. Mevsimler. Baharlar, kışlar. Yağmur yağdı, güneş doğdu, topraklar çatladı,  çiçekler fışkırmaya başladı.

 Mustafa Kemal Atatürk gözleri masmavi,  ufuklara bakan, derin gözleri alevdi yanıyordu, yakıyordu. Vakit O’nundu. Ömür yüce Allah’ın. O ömür bitecekti. O nedenle şöyle seslendi; “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır,  ancak Türkiye Cumhuriyet’i ilelebet payidar yaşayacaktır”. O ölümü durduramazdı.  Aslında vücudu yorgundu.

10  Kasım. Hüzün, kalbim. Öyle hüzün ki!  Ülkemi yakan haberler, şehitler, olaylar, terör. Yorgun düşecek,  ülkemin insanları. Ama vazgeçmeyecek ülküsünden, vatanından, Ata’sından vazgeçmeyecektir. O vazgeçerse bir millet yeniden nasıl nasıl acılar çeker tarihinde yaşanmıştır.!!! Canları yakıyor gencecik evlatlar. Milletimizi yakıyor. Ama terör mü yüzyılın yeni hastalığı,  savaşı terör mü? Bitecek bir gün, bu topraklarda son bulacaktır.

On Kasım Ata’mın kalbine çarpıyor, kalbim. Koşuyorum O’na. Daha çok heyecan, daha çok aşkla, evrenle. Ata’ma çiçekler götürüyorum. Heyecanım sonsuz,  gözlerim ve yüzüm hep O’na dönük. Çağların içinden geçerken,  kalbim hep “Sen”  olacaktır,  Mustafa Kemal Paşa’m.

On Kasım. Dünyanın kalbinin attığı yer ülkemin kalbinin attığı yer,  kalbin Büyük Ata’m. On Kasım genci,  yaşlısı, çoluğu-çocuğu Anıtkabir’de saygı duruşunda.  Ata’m büyük bir millet geliyor, göğsüne. Göğsüne doluyor sevinçleri, acıları, gözlerinin yaşlarıyla.  Yürekleri yaslı. Sana anlatıyorlar yaşadıklarını.  Hep daima ileriye, ileriye diyerek On Kasım’da. O vaktin acımazsızlığı. Kasım rüzgârı.

 Gözlerini son kez,  mavi gözlerini, son kez açtığın hayalinde Zübeyde hanımın kucağında, milletinin göğsünde “Sen” Büyük Ata’m daima kalbimizde, daima içimizdesin. Sen’inleyiz. Sen’i yâd ediyoruz, Sen’i anıyorum her On Kasım,  titreyişimde.

Sen’in varlığında, yoksunluğunda. Sen’i ve askerlerini, şehitlerimizi, gencecik çocuklarımızı yâd ediyorum. Ruhun şad olsun.